St. Petersburg, klasik bir şehir gezisinden çok daha fazlasını sunuyor. İlk adımda, ziyaretçilerine farklı bir zamana ait olma hissi veriyor. Geniş caddeleri, pastel tonlarındaki sarayları, kanalları ve köprüleriyle adeta büyük bir açık hava sahnesini andırıyor. Motorlu araçların olmadığı bir ortamda, 19. yüzyıla ait bir atmosferde bulunmak mümkün. “Kuzeyin Venedik’i” olarak adlandırılan bu şehir, 90’dan fazla nehir ve yüzlerce köprü ile dolu. Özellikle Neva Nehri üzerindeki kanal turları, şehri farklı bir perspektiften keşfetme fırsatı sunuyor.
Şehri daha yakından hissetmek için Nevsky Bulvarı’nda yürümek şart. Bu cadde, St. Petersburg’un en hareketli ve ikonik noktalarından biri. Kafeler, tarihi binalar, kitapçılar ve sokak sanatçılarıyla dolu olan bu cadde, her an canlı bir atmosfer sunuyor. Yaklaşık 4,5 kilometre uzunluğundaki Nevsky Bulvarı, Admiralty bölgesinden başlayarak Aleksandr Nevski Manastırı’na kadar uzanıyor. Bu yol boyunca yürürken, Kazan Katedrali’nin sütunları ve Singer Binası’nın mimarisi gibi birçok sürprizle karşılaşmak mümkün.
Nevsky Bulvarı, edebiyatla da güçlü bir bağa sahip. Gogol’un “Nevsky Bulvarı” adlı öyküsüne ilham veren bu cadde, Dostoyevski’nin eserleri ile de özdeşleşmiş durumda. Şehir, geçmişi ve bugünü bir arada sunarak ziyaretçilerine eşsiz bir deneyim yaşatıyor. Bu nedenle, St. Petersburg’a gelenler için en iyi başlangıç noktalarından biri olarak öne çıkıyor.
Türk gezginlerin St. Petersburg’u tercih etmesinin en önemli nedenlerinden biri vize kolaylığı. Yeşil pasaport hamilleri için vize gerekmiyor. Bordo pasaport sahipleri ise basit bir e-vize başvurusu ile birkaç gün içinde sonuç alabiliyor. Bu durum, şehri Schengen bölgesinin getirdiği streslerden uzak bir alternatif haline getiriyor. Ayrıca, konaklama ve yeme-içme fiyatlarının Avrupa’nın birçok popüler şehrine göre daha uygun olması da önemli bir avantaj.
St. Petersburg’un en çarpıcı mekanlarından biri Hermitaj Müzesi. 1764 yılında Çariçe II. Katerina tarafından kurulan bu müze, dünyanın en büyük ve etkileyici sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Kışlık Saray ise sadece müze olarak değil, mimarisiyle de dikkat çekiyor. Şehirdeki bir diğer önemli durak ise Kanlı Kilise. Hüzünlü bir hikayeye sahip olan bu yapı, Çar II. Aleksandr’ın suikasta uğradığı noktada inşa edilmiştir.
Şehrin dışındaki Peterhof, “Rusya’nın Versailles’ı” olarak biliniyor ve gerçekten de bu benzetmeyi hak ediyor. 18. yüzyılda inşa edilen bu saray, muhteşem bahçeleri ve çeşmeleriyle etkileyici bir güzellik sunuyor. St. Petersburg, her köşesinde tarih, sanat ve edebiyat barındırıyor. Geleneksel Rus mutfağını deneyimleyebileceğiniz birçok restoran ve modern mekan mevcut.
İstanbul’dan yaklaşık dört saatlik bir uçuşla ulaşılabilen St. Petersburg, özellikle Haziran ve Temmuz aylarında yaşanan Beyaz Geceler döneminde daha da özel bir hal alıyor. Bu dönem, şehirdeki yaşamın hiç durmadığı ve sokakların her zaman canlı olduğu bir zaman dilimi sunuyor. Sonuç olarak, St. Petersburg, hem Avrupa kültürünü deneyimlemek isteyen hem de vize süreciyle uğraşmak istemeyen Türk gezginler için cazip bir rota haline geliyor.



