Ş. Deral Gasgar
Burgas’ın 2027 Eurovision Şarkı Yarışması’na ev sahipliği yapacağı açıklandığında ilk düşündüğüm, önümüzdeki yıl bu şehrin ne kadar değişeceği oldu.
Çünkü Burgas’a uzun zamandır gidip geliyorum. Çoğu zaman iş için, bazen birkaç gün kalmak için… Bir şehre tekrar tekrar gidince turistik yerlerden çok günlük hayatına bakmaya başlıyorsunuz. Nerede yemek yenir, insanlar akşamları nereye gider, şehir hangi saatlerde sakinleşir; zamanla bunlar daha çok akılda kalıyor.
Ben düzenli koşan biriyim. Gittiğim şehirlerde yürümeyi, fırsat buldukça koşmayı seviyorum. Burgas’ın denizle iç içe olması ve uzun yürüyüş ve koşu rotaları sunması da bu şehirde sevdiğim şeylerden biri.
Belki Burgas’la aramdaki bağın nedeni biraz da bu.
Gösterişli bir Avrupa şehri değil. Hatta ilk gidişte insanı çarpan bir ihtişamı da yok. Ama biraz zaman geçirince başka bir tarafını göstermeye başlıyor.
Bir yanında Karadeniz, diğer yanında göller var. Deniz kıyısından çıkıp birkaç kilometre sonra flamingoları görebiliyor, ardından geçmişi binlerce yıl öncesine uzanan sıcak su kaynaklarına gidebiliyorsunuz. Açıklarında küçücük bir ada, biraz güneyinde ise balıkçı kültürünü yaşatan bir yerleşim bulunuyor.
Eurovision önümüzdeki yıl milyonlarca insanın gözünü Burgas’a çevirecek. Ben de bu vesileyle yıllardır gidip geldiğim Burgas’ı kendi gördüğüm haliyle anlatmak istedim.

Karadeniz’le şehir arasındaki bahçe
Burgas’a ilk kez giden birine “Nereden başlayalım?” diye sorulsa benim cevabım Sea Garden, yani Deniz Bahçesi olur.
Şehir merkezi ile Karadeniz arasında uzanan büyük park, Burgas’ın günlük hayatının önemli bir parçası. Ağaçların arasındaki yollar, heykeller, kültür alanları ve deniz manzaraları birbirini takip ediyor.
Sea Garden yalnızca gezmek için değil, yürümek ve koşmak için de çok uygun bir alan. Düzenli koşan biri olarak bir şehirde böyle geniş açık alanların bulunmasını önemsiyorum. Burgas’ın bende bıraktığı iyi izlenimlerden biri de bu.
Parkın sonunda Karadeniz’e doğru uzanan Burgas İskelesi karşınıza çıkıyor.
Şehrin güzel taraflarından biri, denize ulaşmak için şehirden ayrılmak zorunda olmamanız. Merkezde dolaşırken birkaç dakika sonra kendinizi Karadeniz kıyısında bulabiliyorsunuz.

Şehrin ortasında deniz
Sea Garden’ın hemen altında Central Beach uzanıyor.
Burgas’ın avantajlarından biri bu. Sabah şehirde işinizi bitirip öğleden sonra denize girebilirsiniz. Tatil beldesine gitmiş gibi şehir hayatından tamamen kopmanız gerekmiyor.
Central Beach yaklaşık iki kilometrelik bir sahil şeridine sahip. Biraz kuzeye çıktığınızda North Beach başlıyor; burası restoranları ve sahil mekânları nedeniyle daha hareketli.
Karadeniz’in havasını bilenler bilir; Akdeniz gibi değildir. Bazen rüzgâr çıkar, denizin rengi bir anda değişir. Burgas’ın bu biraz sert, biraz sakin halini seviyorum.
Yarım saat sonra küçük bir adadasınız
Vaktiniz varsa St. Anastasia Adası’na gitmenizi öneririm.
Burgas Körfezi’nin yaklaşık 6 kilometre açığındaki ada küçük ama hikâyesi uzun. Yüzyıllar boyunca manastır yaşamına ev sahipliği yapmış, 20. yüzyılda bir dönem hapishane olarak da kullanılmış.
Bugün tarihi yapıları ve müzesiyle ziyaret edilebiliyor.
Mevsiminde Burgas’tan tekneler kalkıyor. Kısa bir deniz yolculuğunun ardından, şehirden çok fazla uzaklaşmadan Karadeniz’in ortasında bambaşka bir atmosfere geçiyorsunuz.

Flamingoları görünce şaşırıyorsunuz
Burgas denince çoğu kişinin aklına deniz geliyor ama benim en ilginç bulduğum taraflarından biri gölleri.
Şehir Atanasovsko, Burgas/Vaya ve Mandra gölleriyle çevrili. Burası Avrupa ile Afrika arasındaki önemli kuş göç yollarından Via Pontica’nın üzerinde.
Özellikle Atanasovsko Gölü görülmeye değer.
Burada tuz üretimi yapılıyor ve yılın belirli dönemlerinde flamingoları görmek mümkün. Birkaç kilometre geride modern bir liman şehri varken önünüzde flamingoların dolaşması Burgas’ın insana yaptığı küçük sürprizlerden biri.
Ama bir uyarı yapmak lazım. İnternette gördüğünüz o pembe göl ve flamingo fotoğraflarının aynısını her gidişinizde bulacağınızı düşünmeyin. Gölün rengi de kuşların sayısı da mevsime ve doğa koşullarına göre değişiyor.
Bence güzelliği biraz da burada.
Yakındaki Poda Koruma Alanı da kuş gözlemlemek isteyenler için önemli duraklardan biri.

Burgas çevresinde beni şaşırtan yerlerden biri de Aquae Calidae.
Bugün sakin bir arkeolojik alan görüyorsunuz ama buradaki sıcak mineral sularının çevresindeki yerleşimin hikâyesi yaklaşık 2 bin 500 yıl geriye, Traklar dönemine kadar uzanıyor. Daha sonra Romalılar ve Bizanslılar da bu sulardan yararlanmış.
Roma hamamlarının ve Orta Çağ yapılarının izleri bugün hâlâ görülebiliyor.
Türkiye’den gidenler için tanıdık bir tarih katmanı da var. Kompleks içindeki Kanuni Sultan Süleyman döneminden kalan hamam restore edilmiş durumda.
Burgas’ın yalnızca deniz ve plajdan ibaret olmadığını en iyi anlatan yerlerden biri burası.

Biraz da balıkçıların Burgas’ı
Şehrin yaklaşık 15 kilometre güneyindeki Chengene Skele, Burgas’ın daha yerel yüzünü gösteriyor.
Tekneler, ağlar ve balıkçılıkla şekillenen hayat…
Ben böyle yerleri turistik merkezlerden daha çok seviyorum. Bir şehrin gerçek hayatına biraz daha yaklaştığınızı hissediyorsunuz.
Burgas’ta yemek konusunda da çok karmaşık arayışlara girmeye gerek yok.
Deniz kenarındaysanız balık ve midye yiyin.
Küçük Karadeniz balıkları, günlük çıkan balıklar ve midye ilk tercihlerden olabilir. Yanına Bulgar mutfağının klasik Shopska salatası iyi gider.
St. Anastasia Adası’na giderseniz farklı balık türleri ve ada otlarıyla hazırlanan balık çorbasını da deneyebilirsiniz.
Sabahları ise banitsa… İnce hamur katmanları ve çoğunlukla beyaz peynirle hazırlanan bu klasik Bulgar böreği kahvaltı için iyi bir seçenek.
Burgas’ta gösterişli bir gastronomi turundan çok taze balık, Karadeniz midyesi, balık çorbası, Shopska salatası ve geleneksel Bulgar hamur işleri üzerinden ilerlemek bana daha doğru geliyor.
Eskisi kadar ucuz değil
Burgas’a yıllardır gidip gelen biri olarak en belirgin değişikliklerden birinin fiyatlar olduğunu söyleyebilirim.
Bulgaristan artık Türkiye’den gidenler için eskiden olduğu kadar “çok ucuz” bir ülke değil. Yine de Burgas’ta, özellikle İstanbul’un turistik bölgeleriyle karşılaştırıldığında makul fiyatlarla yemek yenebilecek yerler bulmak mümkün.
2026 ortalamalarında uygun fiyatlı bir restoranda yemek yaklaşık 11-12 euro, iki kişilik orta sınıf bir akşam yemeği içecek hariç yaklaşık 40 euro civarında. Kahve ise çoğu yerde 2-3 euro bandında.
Sahil restoranlarında ve özellikle balıkta hesabın yükselmesi şaşırtıcı değil.
İstanbul’dan birkaç saat uzakta
Burgas’ın Türkiye açısından en büyük avantajlarından biri yakınlığı.
İstanbul ile Burgas arasında karayoluyla yaklaşık 350 kilometre var. Normal şartlarda otomobille dört saat civarında gidilebilir.
İstanbul’dan doğrudan otobüs seferleri de bulunuyor.
Bulgaristan Schengen bölgesinde olduğu için yola çıkmadan önce güncel pasaport ve vize koşullarını resmi kaynaklardan kontrol etmekte fayda var.

Eurovision’dan önce Burgas
Burgas’ın merkezini bir günde gezebilirsiniz. Ama bence bir gün bu şehir için az.
St. Anastasia’yı, gölleri, flamingoları ve Aquae Calidae’yi programa eklediğinizde iki-üç gün ayırmak daha doğru. Vaktiniz varsa yakınlardaki Pomorie’ye, Sozopol’a ve tarihi Nessebar’a da uzanabilirsiniz.
2027’de Eurovision geldiğinde Burgas’ın meydanları, otelleri ve sahili bugünkünden çok daha kalabalık olacak. Yarışmanın iki yarı finali 11 ve 13 Mayıs’ta, büyük finali ise 15 Mayıs 2027’de Arena Burgas’ta yapılacak.
Belki de Burgas’ı görmek için en güzel zaman tam da şimdi.




